kentsel ekoloji

26 Feb 2009

imal edilen ve yok edilen kentler [manufactured landscapes]

Kategori: Uncategorized — Etiketler:, , , , — ceren @ 23:48

Modern kapitalist toplumun hızlı üretim ve bunun beraberinde tüketim süreci içerisinde; kentin yapısı, bu yapının sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik bileşimlerinin değişimi kaçınılmazdır. 

Bu değişimden bahsedersek, öncelikle kırdan kente göçü ve dolayısıyla tarım sektöründen sanayi endüstrisine olan geçişi göz önüne almak gerekir. Günümüzde, sanayinin ve teknolojinin bu denli gelişmesiyle, üretimin amacı ihtiyacı karşılamanın ötesine geçmiştir. Bunda piyasanın tekelde bulunmayıp, üretim halinde olan rekabetçi birçok şirket profilinin işin içerisinde bulunmasının büyük rolü vardır. Sürekli üretimin var olması, dünya üzerinde birçok değişimin gerçekleşmesini de zorunlu kılmaktadır. Tarımdan sanayiye olan geçiş ile sanayi endüstrisinde çalışan işçi, başka bir deyişle alt-orta gelir seviyesine sahip kesimin giderek büyümesi gerçeği ortaya çıkar.

Bu gerçeğin ortaya çıkması, bana kalırsa en çok kentte, kentin dokusundaki değişimlerde etkisini gösterir. 20.yy. ortalarında çıkan işçi konutlarında artışın baş göstermesi ve Türkiye’de yine aynı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan gecekondulaşma, çarpık yerleşmenin engellenemez artışı da bu gelişmelere bağlıdır. Bu noktada, insanın aklına, teknoloji unsuru gelişirken aslında, sosyal ve kültürel unsurlar açısından geriye mi gidiyoruz sorusu gelir ister istemez.

Sanayileşme sürecinde, bir imal edilen kent ve buna bağlı olarak (bunun sonucu olarak) bir de yok edilen kent kavramından bahsetmek gerekir. İmal edilen kent, hep üretime yönlendirilmiş şekilde gelişir. Çevre yoluna (önemli karayollarına) yakın, belki de yerleşim için çok da cazip gelmeyen bir bölgede, fabrikalaşma ile tohumlarını atar. Daha sonra, işgücünün de ekonomik kaygılarla bu yöreye bir şekilde yerleşmesiyle, önceki kent sınırlarının içerisinde veya biraz dışında yeni bir yerleşim alanı, “imal edilmiş kent” doğar, gelişir.

Bir de yok edilen kentlerin varlığı söz konusudur. Üretim yapılırken, yapıldıktan sonra veya yeniden üretim başladığında sürekli olarak bir kaynak tüketimi, enerji tüketimi, doğanın tüketimi süreçlerinin işlemesi zorunludur. Tüketimin yanında, kentin doğasına zarar veren bir de atık üretiminin sürekliliğinin de unutulmaması gereklidir. Bu bölgelerin, imal edilen kent parçalarına yakın olması sebebiyle, gecekondulaşmanın buraya sıçrama olasılığı da her zaman mümkün olmaktadır. Bu süreçlerin sonunda da, bazı “yok edilmiş kentlerin” doğması da kaçınılmazdır.

Günümüzde, bu gelişmelerle sürekli olarak kentlerin büyümesi, büyümesiyle ulaşım ağlarının, alt yapının, yeni politikaların / stratejilerin gözden geçirilmesi, çöküntü olan bölgelerde zaman zaman rehabilite çalışmaları yapılması gözlenmektedir. Üretim, ürünlerin tüketilmesi (bazen tüketilememesi), yeniden üretme ihtiyacı (isteği, zorunluluğu), ve döngünün sürekli olarak başa sarıp tekrarlaması, günümüz ekonomi, politik, teknolojik sistemlerinin kaçınılamaz gerçeğidir.  

üretim ve yeniden üretim[manufactured landscapes]

Doğası gereği değişen dünyada oluşumları yönlendiren belirli baskınlıklar vardır. Bu dönem baskınlıkları ise üretim ve yeniden üretimdir. Böyle bir yönlendirmede bu baskınlıkların kendilerine ait özellikleri oluşumu şekillendirir. Bu özellikler üretim ve yeniden üretimde ritimler üzerinden okunabilir. Bu iki baskınlık bir düzenin aşamaları olarak konumlanmaz; üretim ve yeniden üretim birbirlerine hem bağımlı hem de bağımsız bir şekilde ve farklı ritimlerde çalışırlar.

 Öte yandan üretim-yeniden üretim bir uç nokta olarak betimlenirse tüketim de bir yanda yer alabilir, fakat ilginç bir şekilde tüketim yeniden oluşan bu düzendeki boşlukta silinmiştir.

Üretimin ritmi tek düzedir, ölçeği insan ölçeğinden kaçmıştır, çok daha farklı bir büyüklüktedir. Bu farklı büyüklükte insanın yarattığı üretim sistemleşmiştir ve oluşan bu sistemin parçalarının uzantısında insanlar bireyselliklerinden arındırılmıştır ve dişliler gibi konumlanmışlardır. Burada öznelliği çevreleyen duygular ve ifadeler yoktur insan kendi yarattığı sisteme uydurulmuştur. Sistem yaratıcılarını ezer, siler. Üretim kontrol edilemeyen bir döngünün(zincirin-başı olmayan şeyin) başlangıcıdır diğerleri (yeniden üretim-tüketim) onunla şekillenir ve bu noktada üretime bağımlıdırlar. Ölçeksizliğin beraberinde bir şeyler birikmeye başlar; son ürünler, insan, işçi, vs. daha sonra bu şeyler artmaya başlar; son ürünler artıklara dönüşür(üretim fazlası, ihraç fazlası, hatalı üretim), işçiler ve insanlar işsizliği beraberinde getirir ve daha sonra da yığılma başlar; sabit ritim dünyayı kendi özellikleriyle şekillendirir.

Yeniden üretimin ritmi değişkendir (hızlı ya da yavaştır, ivmelidir ya da değildir) insan ölçeğinde seyreder. Bir sistem olmaktan çok belirsiz yüzeylerde farklı güçlerde ve kabiliyetlerde çalışan davranışlardır. Özne yeniden üretimde daha ön plandadır henüz sistemleşmemiş ve de davranışı gereği sistemleşmeyen bu biçiminde söz sahibidir. Bu söz sahipliği kişinin yapacağı işi seçebilmesi aşamasında değildir; üretim ve yeniden üretim düzeninde insanın bu tür bir seçimi kaybolmuştur.  Üretimin biriktirdiği işçi, insan ve arttırdığı, sonra da yığdığı işsizlik bu tür bir seçimi çoktan yok etmiştir, insan hangi baskınlıkta olursa olsun üretmelidir (aynı zamanda tüketmeli midir ya da tüketenler kimdir?). Yeniden üretme, üretimin tek düzeliği ve ölçeksizliğiyle oluşan birikme, artma ve yığılma üzerinden çalışır.  Kullanılan şey aynıdır fakat sistemde ve davranışlarda farklı ekler alır ya da eklerinden kurtulur; bu şey üründür. Bütünde ürün döngüde akan şeydir. Yeniden üretim bir davranıştır, sonucu her zaman aynı değildir ya da beklenilen şey olmayabilir mesela yeniden üretim toplayıcılığı da içerir. İlk bakışta üretim olarak gözükmese de toplayıcılık yeniden üretimin kendi ritminde barındırdığı davranışlardan biridir. Farklı alanlarda farklı çabalarla yeniden üretim gerçekleşir bu şekilde üretimin ölçeksiz ve tek düze hali ile şekillendirdiğini kendi ölçeğinde farklı bir aşamaya çeker. Aralarındaki ilişki denge biçimli değildir; eklemlenirler, etkileşim içindedirler ve her noktada değişerek farklı ( bilinmeyen mi yoksa tahmin edilebilen mi?) bir yere giderler; döngüde sabit olan denge değildir, değişimdir ve bu döngü merkezinde de ürün vardır.

Ürünün merkezde olduğu bu döngüde tüketim nerededir? Tüketme düzende silikleşmiştir, vurgusu azalmıştır. Tüketme üzerine sorular tükenmiştir ve anlamsızlaşan ya da sıradanlaşan tüketimle ( arka planda sürekli var olan tüketme isteği ya da daha çok zorunluluğu) birlikte artıklar ve yığılmalar yasallaşır. Tüketim silikleşirken üretme ve yeniden üretme kendi aralarında yine de tüketimin bir zamanlar tetiklediği davranışlarla etkileşirler.         

WordPress.com'dan blog alın.