Modern kapitalist toplumun hızlı üretim ve bunun beraberinde tüketim süreci içerisinde; kentin yapısı, bu yapının sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik bileşimlerinin değişimi kaçınılmazdır.
Bu değişimden bahsedersek, öncelikle kırdan kente göçü ve dolayısıyla tarım sektöründen sanayi endüstrisine olan geçişi göz önüne almak gerekir. Günümüzde, sanayinin ve teknolojinin bu denli gelişmesiyle, üretimin amacı ihtiyacı karşılamanın ötesine geçmiştir. Bunda piyasanın tekelde bulunmayıp, üretim halinde olan rekabetçi birçok şirket profilinin işin içerisinde bulunmasının büyük rolü vardır. Sürekli üretimin var olması, dünya üzerinde birçok değişimin gerçekleşmesini de zorunlu kılmaktadır. Tarımdan sanayiye olan geçiş ile sanayi endüstrisinde çalışan işçi, başka bir deyişle alt-orta gelir seviyesine sahip kesimin giderek büyümesi gerçeği ortaya çıkar.
Bu gerçeğin ortaya çıkması, bana kalırsa en çok kentte, kentin dokusundaki değişimlerde etkisini gösterir. 20.yy. ortalarında çıkan işçi konutlarında artışın baş göstermesi ve Türkiye’de yine aynı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan gecekondulaşma, çarpık yerleşmenin engellenemez artışı da bu gelişmelere bağlıdır. Bu noktada, insanın aklına, teknoloji unsuru gelişirken aslında, sosyal ve kültürel unsurlar açısından geriye mi gidiyoruz sorusu gelir ister istemez.
Sanayileşme sürecinde, bir imal edilen kent ve buna bağlı olarak (bunun sonucu olarak) bir de yok edilen kent kavramından bahsetmek gerekir. İmal edilen kent, hep üretime yönlendirilmiş şekilde gelişir. Çevre yoluna (önemli karayollarına) yakın, belki de yerleşim için çok da cazip gelmeyen bir bölgede, fabrikalaşma ile tohumlarını atar. Daha sonra, işgücünün de ekonomik kaygılarla bu yöreye bir şekilde yerleşmesiyle, önceki kent sınırlarının içerisinde veya biraz dışında yeni bir yerleşim alanı, “imal edilmiş kent” doğar, gelişir.
Bir de yok edilen kentlerin varlığı söz konusudur. Üretim yapılırken, yapıldıktan sonra veya yeniden üretim başladığında sürekli olarak bir kaynak tüketimi, enerji tüketimi, doğanın tüketimi süreçlerinin işlemesi zorunludur. Tüketimin yanında, kentin doğasına zarar veren bir de atık üretiminin sürekliliğinin de unutulmaması gereklidir. Bu bölgelerin, imal edilen kent parçalarına yakın olması sebebiyle, gecekondulaşmanın buraya sıçrama olasılığı da her zaman mümkün olmaktadır. Bu süreçlerin sonunda da, bazı “yok edilmiş kentlerin” doğması da kaçınılmazdır.
Günümüzde, bu gelişmelerle sürekli olarak kentlerin büyümesi, büyümesiyle ulaşım ağlarının, alt yapının, yeni politikaların / stratejilerin gözden geçirilmesi, çöküntü olan bölgelerde zaman zaman rehabilite çalışmaları yapılması gözlenmektedir. Üretim, ürünlerin tüketilmesi (bazen tüketilememesi), yeniden üretme ihtiyacı (isteği, zorunluluğu), ve döngünün sürekli olarak başa sarıp tekrarlaması, günümüz ekonomi, politik, teknolojik sistemlerinin kaçınılamaz gerçeğidir.